09 Aralık 2009 Çarşamba

ne güzel komşumuzdun sen fahriye abla

"...
bu afyon ruhu gibi baygın mahalleden,
hayalimde tek çizgi bir sen kalmışsın. sen!
..."

*

27 Kasım 2009 Cuma

Facebook’ta nefret grupları - ntvmsnbc

Bende mi bir terslik var bilmiyorum fakat insanların aptallıkları, -ki bu aptallık, genellikle cehaleti bağırarak ifşa etme eylemi oluyor- bir çok kişi de öfke, üzüntü, kaygı olarak kendini gösterirken, ben kelimenin en yalın hâli ile şaşırıyorum. ve bu şaşkınlık bazen öyle bir raddeye ulaşıyor ki, kendi varlığımdan rahatsız oluyorum. Kanım donuyor. Şapşallaşıyorum. Elimi ayağımı koyacak yer bulamıyorum.

Bir insan nasıl içindeki nefretle, kinle zevk alır ve bununla gurur duyar. Anlayamıyorum.

Bu rahatsızlığım facebook gruplarıyla tavan yapmış durumda. Bir şekilde dile getirmek istiyor fakat nereden başlayacağımı bilemiyordum. Neyseki sonunda birileri bu meselenin dikkat çekmesini sağlamış. Aşağıdaki link ntvmsnbc’nin bir haberine gidiyor. Noyan Ayan’ın hazırladığı yazıda birde konuyla ilgili kitaptan bahsediliyor.

Yazıda geçmemiş ama ben “sınırötesi operasyona karşı çıkan 12 DTP’li (bunlar milletvekili oluyor) asılsın” isimli, onbinlerce üyeye sahip bir grup görmüştüm.

Yastığım mı çok sert nedir. çok rahatsızım bugünlerde.
---
http://www.ntvmsnbc.com/id/25023383/

kiwi



Kiwi bir kuş türü. Sadece elin Yeni Zelanda’sında yaşadığından mıdır nedir pek kıymete değer görülmemiştir. Şu üç günlük dünyada belki de peygamber devesinden (hani şu çiftleşme sonrası dişinin erkeği yediği çılgın yaratıklar) sonraki en bahtsız, en mahsun, en “türk filmi” hayvandır. Uçamıyor; çünkü kanadı yok. Fakat kendisi bir kuş. Penguenlerin, tavukların hatta devekuş’larının bile iyi kötü bir çift kanadı varken üstelik. Resmen hayattan muzdaripler.

İşte o bahtsız kiwilerden birinin hikayesi bu video. Animasyonun yapımcısı ne düşünmüştür bilemiyorum ama bence bu hikayenin altmetni şu olmalı kesinlikle:

"amına koyarım ben böyle işin!"

- koyduda.

kompleks



anjin san, ekşisözlük
---
yemek yiyordum bilgisayar başında. bunu görünce lokma boğazımda kaldı. inmedi kursağımdan.

16 Ekim 2009 Cuma

kuruduk



"her pazartesi and içip, cumaları marşa basan,
camiler dolusu yemin edip, taburlarca yalan söyleyen,
bu toprakta bu ağaç kuruyacaktır elbet."

Yılmaz Erdoğan

fevkalade normal

Sayısal lotoda 1-2-3-4-5-6 sonucunun, diğer 14 milyon sonuçla eşit ihtimalde olması fena hâlde canımı sıkıyor. Hayatı fevkalade normal kılıyor bu durum. Hevesim kaçıyor. Sinirlerim bozuluyor.

Esasında, hayatı yorumlamak sıkıntı yaratıyor çoğu zaman. Matematiğe tapan ben, matematikten razı olamıyorum misal. Basite indirgeyince herşeyi; tılsımı kayboluyor her işin.

Kafayı evde bırakmak istiyor insan bazen. Bir sürü allah var. (*) Birine tapmak istiyor.

30 Eylül 2009 Çarşamba

içimizdeki ırkçılık


30 eylül 2009 tarihli Radikal'in manşeti bu. Detaylar burada.

Bazı istisnai anlar vardır. Söylenmesi gereken çok şey olduğunu bildiğiniz hâlde, durum o kadar acıdır ki; söz söyleme takatini bulamazsınız kendinizde. Bu da öyle bir durum.

Örümcek kafalı bir milletiz vesselam.

24 Eylül 2009 Perşembe

zamana ayraç koymak

Yakın tarihi okurken, sadece bize özgü ve gayrihtiyari oluşan bir siyasi jargonumuz olduğunu farketmişsinizdir. Birçok siyasi hadisenin kendine has, şiirsel bir ismi vardır. Bu durum genellikle, basının ve yazarların hem tarihe not düşme içgüdüsü hem de olayı en kısa yoldan hatırlatma istekleri yüzünden ortaya çıktığını tahmin ediyorum.

Misal, cumhuriyet devrimi sonrası sırf "muhalif" oldukları için sürgün edilen 150 kişiye yüzellilikler denir. 100 bin sivilin öldüğü tahmin edilen bir Dersim Harekâtımız var. Daha daha da eskiye gidersek, bir Vaka-i Hayriyemiz var.

Fakat geleceğe günümüzden böyle mimler götüremeyeceğiz. Şuan büyük medya şirketleri ve görece popüler yazarlar sorumluluklarını önemsemiyorlar. Daha da kötüsü sorgulayıcı ve vicdan sahibi değiller. Ne tarih, ne siyaset ne de gazetecilik umurlarında. Budala kesimi, boş beleş cümlelerle haybeye şişirmekten başka bir bok yapmıyorlar. Bu tercih değil basiretsizlik örneği. Zira Sibel Can'ın boşanmalarını bile mimlemeyi beceremiyorlar.

Sırf günü kurtarma gayeleri yüzünden, spor sayfalarında One Minute manşetleri gördük olduk.

ve artık açılım kelimesinden nefret ediyoruz.
"Youtube Açılımı, Sezen Aksu Açılımı, Christop Daum Açılımı, Bolt Açılımı, Alfabe Açılımı ..."
Durum öyle bir raddeye geldi ki. Bu memlekette bir süre sonra herşeyden nefret etmeye başlıyoruz.

Nefretle büyüyoruz.

İflah olur muyuz?.. Bilmiyorum.

12 Eylül 2009 Cumartesi

12 Eylül 2009

Ergenekon, kürt açılımı, yargı sorunu, ordunun haydutluğu... Tüm bunları henüz yeni yeni tartışmaya başlamışken; tam şu anda 29 yıl önceki bugünü düşününce, yediğimiz dipçiğin acısını daha iyi hissediyoruz.

Eskisi kadar heyecanlı değilim artık. Hatta sinirlenmiyorum bile. Üzülüyorum sadece. Hâlâ cezaevlerinde 12 eylül mahkumları var. Şimdilerde neler hissediyorlar, düşünmek bile istemiyorum.

Cumhuriyet devriminin hemen sonrasında atılan, ideoloji sahibi bürokrasi sisteminin tohumları, kenan evren'den sonra şaha kalktı. Nerde duydum hatırlamıyorum, arkadaşın biri "isminin sonuna 'cumhuriyet' koymakla bitmiyor iş" diye isyan etmişti.

Biz gelişmiş değil, gayriihtiyari gelişme aşamasına girmiş bir ülkeyiz. Biz cahil bir milletiz. Demokrasiyi kullanamıyoruz. ha bi de üç tarafımız denizlerle çevrili.

Ama değişiyoruz elbette. Tarih değişiyor çünkü. İstestekte istemesekte; uyarlığa, ışığa doğru ileriyoruz. Şuan yaşadığımız ergenekon, kürt meselesi gibi tüm tartışmalarda, bu geçiş döneminin sancıları.

Çok canımız yanacak fakat sonu aydınlık. Dediğim gibi, bu bir tarih süreci. Kırk tane TSK gelse de engelleyemez bunu.

18 Ağustos 2009 Salı

küfürden karakter analizi

Çocuktum. Fazlasıyla normal bir çocuk olduğumu düşünür, bundan rahatsızlık duyardım. Bir dönem, sürekli kendime bir karakter uydurma çabası içersinde oldum.

Çevremde ki insanların ağızlarından çıkan her kelimeyi analiz ediyor, kendimce insanlara dair karakter tahlili yapıyordum ve insanların beğendiğim parçalarını alıp, kendime yapıştırıyordum.

Küfürler önemliydi. İnsanı en kolay küfürler ele veriyordu çünkü. Bazı küfürlere hayran kalır, bazılarından tiskinirdim. Duyduğum her küfrü belleğime alır, "bunu kullanmalıyım" diye etiketlediklerimi kullanmak için fırsat kollardım.

O zamanlar bana göre, "ammını götünden siktiğimin evladı" en agresif, "lan ibne" en samimi, "lavuk" ise en eğlenceli küfürdü.

Birgün, "ermeni oğlu ermeni" diye bir küfür duydum. Şaşırdım, anlam veremedim. sonra bir kez daha duydum, sonra bir kez daha..

Ermenilerin bir millet olduğunu biliyor ama bunun neden hakaret sıfatı olarak kullanıldığını anlayamıyordum.

Birde "kıro" var elbette. kıro'yu yıllarca, görgüsüz ve kaba saba davranan insanları tanımlamak için kullanılan argo bir kelime sanardım. insanlık beni affetsin; benim de kullanmışlığım vardır.

Sonra, nasıl oldu bilmiyorum. bi baktım büyümüşüm. bi baktım herşeyin farkındayım.

"ermeni oğlu ermeni" küfrünün, toplumun ciğerine işlemiş ermeni nefretinin bir ürünü olduğunu anladım. insanlığımdan utandım.

"kıro" kelimesinin, kürtçe erkek çocuk anlamına geldiğini öğrendim. insanlığımdan utandım.

Çocukken başlattığım, "küfürden karakter analizi" oyununu ancak şimdi tamamlayabildim.

Bunu istermiydim bilmiyorum ama; yeryüzündeki bir çok insandan tiksiniyorum şimdi.

ama kızmıyorum eskisi gibi. öfke biten bişey sanki. ve benim öfke duygum tükendi. sadece tiksiniyorum.